logo

Umudun Günlüğü

Hazal babasını kaybettiğinden beri iyice içine kapanmıştı. Odasına çekildi ve düşüncelere daldı. Uzun uzun düşündü geçmişini, geleceğini, umutlarını ve hayallerini. Sonra epeydir masanın üzerinde öylece duran ajanda dikkatini çekti. Kontrol ettiğinde içerisinde herhangi bir yazı ya da bilgi olmadığını fark etti. Bu ajandayı günlük olarak kullanmaya, günlük tutup duygularını, yaşadıklarını ve umutlarını günlüğü ile paylaşmaya, kendisine güvenilir bir sırdaş kazanmaya karar verdi. Bunun kendisine iyi geleceğini, zor günlerini atlattıktan sonra da geçmişe bakmak, biraz tebessüm etmek ve anıları yad etmek için faydalı olacağı kanaatindeydi. Çok da düşünmesine gerek yoktu. Kalemini eline aldı ve günlüğüne yazmaya, günlüğü ile sırdaş olmaya başladı.

“Günlüğüm, sırdaşım, arkadaşım… 
Babamı kaybettiğimden beri bunalımdayım. Alışamadım yokluğuna. Eşim de askere gitti gideli hepten yalnız kaldım. Kendimi çaresiz, dayanaksız, yapayalnız hissediyorum. Yalnızlık zor gelince annemin yanına döndüm. Annem ile bir birimize dayanak, arkadaş olduk. Kocamın hatırası, hediyesi bana yaşama gücü veriyor. Ondan bir parçayı karnımda taşıyorum. Cinsiyeti belli olmasa da hissediyorum, bir oğlum olacak. Babası gibi güçlü, yakışıklı ve iyi kalpli doğacak. Oğlum büyüdüğünde bu günlüğü ona okuyacağım. Onu nasıl hasretle beklediğimi, babasının hasretine onun sayesinde dayandığımı anlatacak, hiç göremeyeceği dedesinden bahsedeceğim. Ve ben onu asla bırakıp gitmeyeceğim.” 

Hazal sırdaşına bunları yazarken odanın kapısı açıldı. Kapı aralığından annesi görüldü ve girmek için izin istedi. Hazal izin verince annesi odaya girerek yanına oturdu ve kızına ne yaptığını sordu. “Günlük yazıyorum anne. Hayat akmaya devam ederken bu akışı ölümsüzleştiriyor, geleceğe okunası hatıralar bırakıyorum. An geçer anılar kalır, söz uçar yazı kalır.” Annesi gülümsedi. Kızının moralinin yerinde olması ve kendisine bir uğraş bulması annesini mutlu etmişti. “Yemek hazır kızım. Gel birlikte bir şeyler yiyelim. Hem sohbet de ederiz.” dedi ve kızını içeri davet etti. Hazal günlüğü bırakarak annesine eşlik etti. Bir süre annesi ile zaman geçirdikten sonra telefonun çaldığını fark etti ve annesinden izin isteyerek odasına geçti. Kısa bir süre telefon görüşmesi yaptıktan sonra tekrar ajandasını eline aldı ve yeniden yazmaya başladı.

“Sevgili oğlum…
Az önce baban ile görüştüm. Vakti olmadığından uzun süre konuşamadık. Zaten asker ocağında nasıl vakit bulabilir ki? Ama ikimizi de çok özlemiş. Oğlumuz nasıl diye sordu. Belli ki o da senin erkek olarak dünyaya geleceğini hissetmiş. Bir görsen babanı… O kadar yakışıklı ve anlayışlı ki… Ben bir daha babamı göremeyeceğim ama senin baban bizi hiç bırakmaz. Hem ondan başka sığınacak limanım yok. Kızma oğlum artık sen de varsın. Sen de benim sığınağım, yaşama hevesim olacaksın. Siz başımda olduktan sonra her şeyin üstesinden geliriz. Şimdi karnımdasın, çok yakında kollarımda olacaksın. Az kaldı oğlum, çok az kaldı. Hasretle bekliyorum seni ve seni bana vereni. Çok yakında hep birlikte olacağız. Yemeğimizi yediğimize göre biraz uyuyup dinlenelim. Dinlenelim ki büyü, güçlen. Güçlen ki anneni koru. İyi geceler yavrum.”

Hazal günlüğünü bir kenara bıraktı ve yatağına uzandı. Karnında büyümekte olan yavrusunu okşayarak uyuya kaldı. Uzun süredir babasının özlemiyle yanıyor, rüyasında dahi olsa onu görmek, biraz olsun hasret gidermek istiyordu. Uyandığında yine babasını göremediğinden dolayı üzüldü, bir süre ağladı. Sonra doğrulduğunda oğlu geldi aklına. Tekrar elinin karnına koydu ve “İyi ki varsın oğlum. Gel artık. Babam yok, baban yok, bari sen gel. Gel…” bir süre daha ağladıktan sonra kendisini toparladı ve annesinin yanına geçti. Onun da desteğe ihtiyacı vardı ve onun yanında olması gerektiğini düşündü. Nasılsa yolunu gözlediği eşinden ve heyecanla beklediği yavrusundan güç alıyor, ayakta durabiliyordu. Annesinin ise ondan başka kimsesi yoktu. Son günlerde kendisini toplamış, hayatını düzene sokmuştu.

Hazal annesine dışarı çıkıp biraz dolaşmak, kafa dağıtmak istediğini söylediğinde annesi memnuniyetle kabul etti. Birlikte dışarı çıkarak bir süre alışveriş yaptılar ve temiz havanın tadını çıkardılar. Hazal sürekli çocuk elbisesi ve mobilyalarına bakıyor. Kafasında oğlunun odasını ve kıyafetlerini belirlemeye çalışıyordu. Babasının da gelmesini ve birlikte seçim yapmayı arzuluyordu. Annesi ile birlikte yemek yedikten sonra sinemaya gitmeye karar verdiler. Annesi Hazal’ın güçlü duruşu, hayata dönüşü ve neşesi ile huzur buluyordu. Zaten kızından başka da kimsesi kalmamıştı koca dünyada. Eşinin kaybettikten sonra kızının da bunalıma girmesi nedeniyle çok yıpranmıştı. Eşini kaybedeli aylar geçmiş, kendisi duruma alışmıştı. Artık kızının da durumu kabullendiğini görünce kendisini tekrar güçlü hissetti.

Hazal ise biran önce eve dönmek ve sırdaşına kavuşmak yavrusu ile konuşup, olanları günlüğü paylaşmak istiyordu. Çok geçmeden eve vardılar. Annesi yorgundu ve uyumak istiyordu. Bir süre sonra odasına çekildi. Hazal da heyecanla odasına giderek günlüğünü eline aldı.

“Biricik evladım, oğlum…
Bugün anneannen ile dışarı çıktık. Çok güzel vakit geçirdik. Senin için de mobilya ve kıyafet baktım. Ama babanın da fikrini almam lazım. Hem ben babanı çok özledim. O da seni özlemiştir mutlaka. Yarın ilk iş, arayacağım onu. İzin alsın gelsin. Hem insan karısını bu kadar uzun süre bırakmamalı. Bir yolunu bulup bize koşmalı. Uzun süredir de izin kullanmadı. Şimdi geç oldu. Yorgundur, istirahate çekilmiştir. Yarın ilk iş babanı arayacağım. Gelsin de senin için biraz alışveriş yapalım. Senin için bir beşik beğendim. Mutlaka baban da beğenecektir. Ama yine de fikrini almak lazım. Bizim için en iyisini o bilir. Bir görsen ne kadar güzeldi. Çok rahat edeceksin ilk yatağında ve huzur bulacaksın kollarımda. Bazen de bizimle birlikte uyursun. Bu gece rüyamda dedeni görmeyi çok istiyorum. Onu öyle çok özledim ki… İyi geceler oğlum, iyi geceler…”

Çok geçmeden uyudu Hazal. Sabah olduğunda planladığı gibi hemen telefona sarıldı ve eşini aradı. Durumu anlatarak gelmesini istedi. Eşi bunun için elinden geleni yapacağını ama kısa süre içerisinde böyle bir şeyin mümkün olmadığını söyledi. Üzülse de umudunu yitirmedi Hazal. Biliyordu, eşi gelecekti.

Günler hızla geçiyor, Hazal’ın günlüğü her geçen gün daha fazla sırra vakıf olurdu. Ajanda artık bitmek üzereydi. Hazal bir sancı hissetti ve doğum sancısı olabileceğini düşündü. Ama eşi gelmeden doğum yapmak istemiyordu. Oğullarını kucağına aldığında eşinin de yanlarında olmasını istiyordu. Tekrar sırdaşını aldı eline.

“Sevgili sırdaşım…
Bu gün bir sancı hissettim. Galiba artık oğluma kavuşacağım. Babasının yolunu gözlüyorum. Ama korkarım ki yanımızda olamayacak. Keşke burada olsa da, elimden tutup hastaneye götürseydi. Babam gitti gideli eşimden de ayrı kaldım. Şimdi ben kime sığınacak, kimden yardım isteyeceğim. Hiçbir hazırlık da yapmadım üstelik. Oğlum sabırsızlandı, erken gelecek galiba. Oysa daha gününe vardı. Birazdan çıkıp hastaneye gideceğim. Anneme sürpriz olsun. Telaşlanmasın. Belki de normal bir sancıdır. Daha doğuma vardır. Hem doğum gerçekleşirse ararım annemi. Gelip torununa kavuşur. Günü gelmediyse de boşuna telaşa kapılmaz. Babamın yokluğu onu çok yıprattı. Bir de yanlış alarm için yorulmasın, perişan olmasın. Aradıktan sonra gelip torununu kucağına alsın. Sonra da babasını arar mutlu haberi veririm. Belki bu sefer izin alabilir de gelir. Şimdi yazarken tekrar bir sancı oldu. Hem oğlum da sürekli tekmelemeye başladı. Sabrı kalmadı belli ki. Ben gidiyorum sırdaşım, oğluma kavuşmaya gidiyorum… Bekle yavrum, az kaldı. Geliyorum…”

Hazal günlüğünü bıraktı ve hızla yola koyuldu. Annesi arkasından seslendi ancak oralı olmadan devam etti. Bir anormallik olduğunu anlamıştı annesi ve hemen odasının yolunu tuttu. Son zamanlarda elinden düşürmediği ajandasına neler yazdığını merak ediyor, durumu anlamaya çalışıyordu. Bir süre hızlıca karıştırdı Hazal’ın sırdaşını. Okudukça kızı için üzülmeye başladı. Yer yer de eşini hatırladı ve duygulandı. Satırlarda ilerledikçe ne yapacağını bilemedi. Eli ayağına dolaştı ve telaşlandı. Son satırları da görünce hızla evden çıktı ve en yakın hastanenin yolunu tuttu. Kaydını bulamayınca doğumhaneye yöneldi. Orada da göremeyince durumu anlatarak kızını sordu. Bir görevli yardımcı olarak kızının müşahede altına alındığı odaya götürdü.

İçeri girdiğinde biricik yavrusu, hayattaki tek dayanağı kızı Hazal yatakta uyuyordu. Bir süre yanında oturdu ve kızını seyretti. İçinde ince bir sızı hissederken eşinin yanında olmasının ve içinde bulundukları durumdan onları kurtararak yardım etmesinin hayatta en çok istediği şey olduğunu fark etti. Ancak eşi başka alemlere göçmüştü ve bir birlerinden başka kimseleri de yoktu. Sükut içerisinde derin derin düşünürken kızı araladı gözlerini. Doğruldu ve annesinin elini tuttu.

“Hoş geldin annem. Nasıl haber aldın. Ben sana sürpriz yapacaktım. Hastaneden mi aradılar yoksa? Hem telefonumu göremiyorum, telefonum nerede? Birazdan torununa kavuşacağız. Arayıp babasına da haber verelim. Oğlumuza kavuştuğumuzu bilsin. Sonra da birlikte evimize gider torununu odasına yerleştiririz. Ama acele etti torunun. Odasını hazırlamamıza zaman vermedi. Hadi anne, telefonum nerede?”

Annesi doktoru ile görüşmem üzere odadan çıktı. Günlüğünü de yanında getirmişti. Bir kaç kişiye sorduktan sonra doktorun odasını buldu. Kızı hakkında bilgi almak istedi ama öncesinde günlükten ve Hazal’ın yazdıklarından da bahsetti.  “Nasıl olur doktor?” dedi tedirgin ve titrek bir sesle. “Benim kızım bekar ve aylardır yanımdan ayrılmadı.”  

Bu soru karşısında yerinden ayağı kalktı ve “Evet” dedi doktor. “Tam da düşündüğümüz gibi…” Ağlamaklı gözler ile kendisine bakan ve bir açıklama bekleyen anneye döndü. Yutkunduktan sonra cevap verdi:
“Kızınız… Hazal… Şizofren…”

Umut mudur yaşamaya kuvvet olan…
Yoksa yaşam şartları mıdır bize umudu sunan…

Şenol GÜNECİ

Comments are closed.