Üniversite Sınavı Yolculuğu: Sessiz Bekleyişten Umuda

Üniversite Sınavı Süreci

Sınavdan Önce : Sessizlikte Büyüyen Fırtına

Bazı günler vardır; saatler ağırlaşır, kelimeler eksilir, zaman bir tül gibi aralanır ve geride yalnızca kalbin telaşı kalır. İşte sınavdan önceki günler, böyledir. Ne çocuklar için ne de anne babalar için kolaydır o günleri taşımak. Evlerin duvarları biraz daha sessizdir, mutfakta çay fokurdamaz eskisi gibi, balkonda çiçekler unutulmuş bir mevsimin hatırası gibi durur. Her şey o bekleyişin ağırlığına bürünür.

İnsanoğlu hayatı boyunca birçok sınavdan geçer derler. Fakat lise son sınıf öğrencisinin gönlünde, geleceği belirleyen üniversite sınavı, bambaşka bir imtihandır. O sınav sadece kalem oynatmak değildir; çocukluğun vedası, hayallerin eşik taşı, belki bir şehrin, bir hayatın anahtarıdır. Ve işte o günler geldiğinde, gözlerde aynı sorular, dudaklarda aynı sessizlik gezinir.

Kimse konuşmaz aslında. Anneler farkında olmadan daha fazla dua eder, babalar sessizce sigara alışkanlıklarına geri döner, kardeşler oyunlarını yarıda bırakır. Ve sınava hazırlanan genç, her sabah pencereden gökyüzüne bakar. Gökyüzü hep aynı mıdır, yoksa insanın iç hali mi maviyi soluk gösterir, bilinmez.

Velilere seslenerek başlamalı bu yolculuk. Çünkü çocuklar ne hissediyorsa, siz de birazını hissediyorsunuz. O sabah kahvaltıya zorla çağırdığınızda surat asmalarına aldırış etmeyin. Gün boyu odalarına kapanmalarını kişisel almayın. Onlar, hayatın ilk büyük fırtınasında, gemilerini yüzdürmeye çalışıyorlar. Belki kimseyle paylaşamadıkları korkuları var. “Ya kazanamazsam, ya hayallerim yarım kalırsa?” diye içlerini kemiren o duyguyu ne sizden saklayabilirler, ne de kendilerinden.

Bu süreçte yapabileceğiniz en kıymetli şey, sessizce yanlarında durmak. Fazla nasihat değil, fazla telkin değil; sadece varlığınız yeter. Sınavdan önceki son günlerde, ders çalışmak isteyip de kitap kapağı açamayan çocuğunuz olduğunda, sakın kızmayın. Zihin bir noktadan sonra yorgun düşer. İnsan, en sevdiği şeyi bile dinlemek istemez olur. Bırakın, akşam serinliğinde kısa bir yürüyüş yapsın. Bırakın, sevdiği bir şarkıyı defalarca dinlesin. Bırakın, yatağına uzanıp tavana baksın. Çünkü bazen en iyi ders, nefes almayı hatırlamaktır.

Öğrenciler için de söylemeli birkaç söz. Evet, bu sınav önemli. Evet, hayatınızın gidişatını etkileyebilir. Ama unutmayın; bu sınav sizin insanlığınızı ölçmez. Sizin kalbinizi, karakterinizi, vicdanınızı ölçmez. Belki hayallerinize biraz daha zaman ekler, belki yön değiştirir ama hiçbir sınav, sizi baştan tanımlamaz.

Stresin doğallığını kabullenin. Heyecan duyuyorsanız bu iyiye işarettir. İnsan değer verdiği şeyin öncesinde hep heyecan duyar. Kimse sınav sabahı yatağından elini kolunu sallayarak kalkmıyor. Bu telaş, o yolun hakkını verdiğinizin göstergesidir. Ama telaşınıza esir olmayın. Nefes tekniklerini öğrenin. Burnunuzdan derin bir nefes alın, dört saniye içinizde tutun, sonra yavaşça verin. Bunu beş kez tekrarladığınızda, kalp atışlarınız yavaşlayacak. Beyniniz, ‘tehlike geçti’ sinyali alacak. Vücut da zihin gibi yorulur. Ona iyi davranmak sizin elinizde.

Sınav öncesi gecesi, son çalışılan konu, büyük ihtimalle hatırlanmayacak. O yüzden kendinize eziyet etmeyin. Birkaç basit konu tekrarından sonra, sevdiğiniz bir film açın. Çocukluğunuzdan bir çizgi film bile olur. Rahatlatır, hafifletir, zihni resetler. Unutmayın, iyi dinlenmiş bir zihin, bilgiyle dolu bir zihinden daha kıymetlidir.

Veliler için bir not daha: Evde sınav konuşmalarını azaltın. Sürekli “ne kadar çalıştın?”, “konular yetişti mi?” diye sormayın. Bunun yerine, “sen nasılsın, iyi misin, ne yapmak istersin?” deyin. Çoğu genç, duygusunu ifade etmeyi bilmez ama bu soruyu duyduğunda, içi biraz ferahlar. Çay koyun, yanına sevdiği bir kurabiye koyun. Bazen insan, en büyük desteği sessizce yanında duran elden alır.

Unutmayın, sınav sadece akademik bir süreç değildir. Psikolojik bir maratonun adıdır. Ve bu maratonda çocuğunuzun elinden tutan siz olacaksınız. Sözünüzle değil, duruşunuzla.

Yıllar sonra bu günler anıldığında, kimse hangi testte kaç net yaptığını hatırlamaz. Ama nasıl bir destek gördüğünü, hangi cümlelerin içini yaktığını ya da ferahlattığını unutmaz.

Ve şimdi, derin bir nefes alın. Çocuğunuza, kendinize ve bu hayata güvenin.

Sınav Anı: Zamanın Durduğu Saat

Ve nihayet o sabah…
Aylarca, hatta yıllarca sözü edilen, takvime işaret konan, kaç defa uyanıp düşte mi gerçekte mi olduğunuzu anlamadığınız o gün. Saat çaldığında, odanın içini başka bir hava kaplar. Gece boyunca çarpan kalp, sabaha karşı yorgun düşmüştür. Belki de o yüzden, sınav sabahı uyandığınızda biraz sersem, biraz suskun olursunuz. Zihin ‘bugün’ olduğunu fark edince, beden de ona ayak uydurur.

O sabah dünya biraz daha sessizdir.
Kuş sesleri bile alıştığınızdan hafif gelir kulağınıza. Pencereden süzülen ışık farklıdır sanki. Anne, erkenden kalkmış, kimseye fark ettirmeden dua etmiştir. Baba, kumandayı eline almış ama izlediğini anladığı yoktur. Kardeşler, alışılmadık bir sessizlikle odalarında oyalanır. Ve sen, öğrencim… Sen, yıllardır zihninde ördüğün bütün hayalleri cebine koyup yola çıkarsın.

Sınav salonunun kapısından içeri girerken, zaman başka bir akışa geçer. O kalabalık… O sessizlikte gıcırdayan sandalyeler… Kimsenin birbirinin yüzüne bakmadığı ama herkesin birbirinin yüreğini bildiği o an. Herkes aynı endişeyi taşır, herkes aynı heyecanın içindedir.

Burada şunu hatırlatmak isterim.
Heyecan kötü değildir. Bedenin doğal tepkisidir. Savaş ya da kaç mekanizmasının, ‘şimdi hazır ol’ diye verdiği uyarıdır. Ellerin titreyebilir, miden bulanabilir, kalbin hızlanabilir. Bunlar olağandır. Bu anlarda, kendinize “Bu heyecan normal. Şu an önemli bir iş yapıyorum ve vücudum buna hazır” deyin. Heyecanı düşman değil, yol arkadaşı bilin.

Kaleminizi kontrol ettiğinizde elleriniz biraz terli olabilir. Kağıda isminizi yazarken, harfleri bile unutabilirsiniz. Bu, sınavın başında herkeste olur. İlk 10 dakika, sınavın en zor dakikalarıdır. İşte o 10 dakikayı iyi yönetmek, tüm sınavın kaderini belirler.

Sınav başladığında, önce derin bir nefes alın.
Sınav kitapçığı elinize geldiğinde hemen soruları çözmeye başlamayın. Bir dakika gözlerinizi kapatın ve şöyle deyin iç sesinize:
“Ben buraya kadar geldim. Çok çalıştım. Evet, şimdi biraz heyecanlıyım ama bu normal. Başlıyorum ve elimden gelenin en iyisini yapacağım.”

Sonra kitapçığı açın ve ilk sayfadan başlamayın. Göz gezdirin. Size en kolay gelen testi bulun. Onunla başlayın. Bu küçük başarı, beynin ödül merkezini uyarır ve sizi rahatlatır. Matematik ağır gelirse, Türkçe’den, fen gözünüzü korkutuyorsa sosyalden başlayın. Strateji, bu sınavın en gizli gücüdür.

Soruları okurken, ilk okuduğunuzda cevabı bulamazsanız, sakın panik yapmayın. Bir soru yüzünden moralinizi bozmak, diğer 10 doğruyu kaybettirir. Hemen işaret koyup geçin. Beyin arka planda işlem yapmaya devam eder. Belki 20 dakika sonra, o soruya döndüğünüzde cevabın gözünüzün içine baktığını göreceksiniz.

Sınav esnasında zamanı kontrol etmeyi unutmayın ama saate bakıp kaygılanmayın. Zaman yönetiminin en iyisi, her test için önceden belirlenen süreye sadık kalmaktır. Eğer bir test sizi zorluyorsa, ona takılıp kalmak yerine ilerleyin. Unutmayın, önemli olan toplam puanınız ve yaptığınız doğru net sayısıdır. Bir soruda kaybettiğiniz 5 dakika, başka bir yerdeki 5 doğruyu götürebilir.

Velilere de bir not:
Çocuğunuz sınavdayken dışarıda beklemek zor bir iştir. O kapının önünde geçen saatler, dünyanın en uzun saatleridir. Çocuğunuz içeride geleceğini yazarken, siz dışarıda ellerinizi ovuşturur, durmadan saate bakarsınız. Yapabileceğiniz en kıymetli şey, onun sınav anındaki kaygısını azaltmak için önceden verdiğiniz destekti. Artık ona güvenmek ve dua etmek kalır.

Sınav çıkışında çocuğunuza ilk sorunuz “Kaç net yaptın?” olmasın. “Ne hissediyorsun?” demek daha kıymetli. Çünkü o anda net değil, duygu konuşmak ister insan. Kimi çok iyi geçtiğini zanneder, kimi hata yapmadığını sanır. Kimi kötü hisseder ama aslında başarılı olmuştur. O an ölçü, o günkü net değildir.

Ve sınav anı bittiğinde, bir yük omuzdan kalkar. İster iyi geçsin, ister kötü; o sınav artık yaşanmış, bitmiştir. Bundan sonrası, sonuç ne olursa olsun hayatla barışmayı, gelecek planını doğru kurmayı gerektirir.

Çünkü sınavlar biter ama hayat devam eder.

Sınav Sonrası: Sessizliğin En Gürültülü Hali

Sınav salonunun kapısı açıldığında, içeriden dışarı doğru akan o insan kalabalığı; yalnızca bedenlerden ibaret değildir. O kapıdan dışarı süzülen her genç, arkasında bir yılın, belki bir ömrün yükünü bırakır gibi yürür. Kalabalık içindeki o sessizlik, hayatın en yüksek sesidir aslında. Kimse konuşmaz. Herkesin gözünde başka bir bakış. Kimisi başını öne eğmiş, kimisi hızla yürüyerek bir an önce oradan uzaklaşmak ister. Ve o an, dünya sanki sadece nefes almayı hatırlatır insana.

Sınav biter ama kaygı bitmez.
Sınav sonrası, insan ruhunun en kırılgan, en suskun, en içe dönük halidir. Çünkü insan, başardığını da kaybettiğini de henüz bilmez. Bir belirsizlik, bir boşluk oturur omzuna. Çoğu öğrenci, sınav çıkışında ne ağlamayı başarabilir ne de sevinmeyi. Dışarıdaki yüzlerce insanın arasında herkes biraz yalnızdır.

Veliler için bu anlar çok kıymetlidir. Çocuğunuz kapıdan çıktığında, onun yüzüne bakıp da sonucu tahmin etmeye çalışmayın. O gözlerde bazen kendi bile bilmediği şeyleri taşır insan. Yargılamayın, hemen sormayın, soru yağmuruna tutmayın. Ona sessizce “hoş geldin” deyin. Küçük bir tebessüm yeterlidir. Belki bir su, belki bir sarılma. Çünkü o anda insan, en çok sakin bir limana ihtiyaç duyar.

Ve sonra bekleyiş başlar.
Beklemek…
Hayatın en zor, en suskun eylemi. Saatler geçmez, günler akmaz. Her köşe başında sınavla ilgili konuşmalar, televizyonda “bu yılın zorluğu”, internette soru çözümleri. İnsan, sınav sonrasında kendini en yorgun hissettiği andır. Çünkü sınavın kendisi sadece iki saat sürmüştür ama onun ardında bıraktığı kaygı, günlerce yürekte yer eder.

Sevgili öğrenciler…
Sınavdan çıkınca “Ben bittim, yapamadım, her şey mahvoldu” düşüncesine kapılmayın. Sınav anında yaşanan duygu karmaşası, sağlıklı değerlendirme yapmayı engeller. Zihin, sınav sonrası hatırladığı yanlışlar üzerinden karamsarlık üretir. Oysa sınav iyi de geçmiş olabilir. Unutmayın; sınavdan çıkan her genç, o gün kötü hissetmiştir. Çünkü sınav, insanın zihnini hep eksikleriyle yüzleştirir.

Bir iki gün sosyal medyadan, sınav yorumlarından, arkadaş değerlendirmelerinden uzak durun. İnsan, başka birinin yorumuyla moral bulmaz; ama kolayca düşebilir. Kendinizi izole etmeyin ama sınav konuşmalarının merkezi haline de gelmeyin. Zihninizin nefes almasına izin verin. Çocukluğunuzdan sevdiğiniz bir oyunu oynayın, yürüyüşe çıkın, deniz kenarında oturun, bir ağacın gölgesine yaslanın. Çünkü insan ruhu, en çok böyle anlarda doğaya ihtiyaç duyar.

Velilere yeniden bir not.
Sınav sonrası, çocuğunuz size kızgın olabilir, suskun olabilir, uzaklaşmak isteyebilir. “Neden böyle davranıyor?” demeyin. Sınavdan değil, kendi iç sesiyle kavgalıdır. Bazen en yakınına öfke kusmak, insanın en doğal savunmasıdır. Ona zaman tanıyın. Üzerine gitmeyin. “Sonuç önemli değil” deyip durmadan tekrar etmeyin. Çünkü o bunu duymak değil, hissetmek ister. Yanında olun, ama sessiz olun.

Ve o günlerde en önemlisi şudur:
Sınav sonucu ne olursa olsun, hayat devam eder. Hayat, yalnızca bir sınav sonucu değil; insanın duruşu, karakteri ve yolculuğudur. Sınavla belirlenmeyen milyonlarca güzellik var hayatta.
Bu süreç, insana sabır, belirsizlikle baş etme becerisi, hayal kırıklığını onarma gücü kazandırır. Ve bu, bir sınav sonucundan çok daha kıymetlidir.

Çünkü hayat, bazen kaybettiklerinizden daha güzelini getirir.
Bazen istediğiniz üniversite olmaz, başka bir şehir çıkar karşınıza ve bir bakarsınız, hayatınızın en kıymetli yıllarını orada geçirmişsiniz. Bazen bir yıl kayıp sanılır, o yıl sizi olgunlaştırır. Bazen beklenmedik bir tercih, sizi bambaşka bir meslek yoluna sokar. Kısacası hayat, yalnızca planlanan değil, yaşananla güzelleşir.

Sınav sonucu açıklanacağı günü beklerken, veliler için en büyük imtihan başlar. Bekleyiş…
Çocuğunuzun bu süreçte dalgalı ruh haline karşı sabırlı olun. Bazen umutsuzluğa kapılır, bazen hayal kurar, bazen hiç konuşmak istemez. Bütün bu halleri doğaldır. Sınav sonrası en büyük destek, onun yanında hissettirmeden var olabilmektir.

Ve kendinize de şunu hatırlatın:
Bu sınav yalnızca çocuğunuzun değil, sizin de sınavınızdı.
Beklemeyi, sabretmeyi, anlamayı öğreniyorsunuz.
Bir anne baba için en büyük başarı, çocuğunun gönlünü kazanabilmektir. Sonuçtan bağımsız, yanında olabilmektir.

Ve şimdi derin bir nefes alın.
Sınav bitti.
Hayat devam ediyor.
Geriye bir yol daha kaldı: Tercih zamanı.

Tercih Süreci: Geleceğin Haritasını Çizmek

Bazı yolculuklar vardır; varış noktasına ulaştığınızda bitmez, asıl yol o zaman başlar. Üniversite sınavı da işte böyledir. Sınav biter, sonuçlar açıklanır, kâğıt üstünde bazı sayılar belirir. Ve insan sanır ki, işin en zor kısmı geride kalmıştır. Oysa en kritik dönem, o noktadan sonra başlar. Tercih süreci… Belirsizliğin biraz dağıldığı ama geleceğe dair onlarca yeni sorunun baş gösterdiği zaman.

Bir sabah sonuçlar açıklanır.
O gün ekran başına oturup puanı, sıralamayı, başarı yüzdesini gören her genç, kendince bir muhasebeye girişir. Kimisi sevinç gözyaşı döker, kimisi ekrana uzun uzun bakar, kimisi sessizce odasına çekilir. Ve anne babalar… O anda, çocuklarının gözlerindeki o ışığı arar. “Mutlu mu? Hayal kırıklığı mı yaşıyor?” diye anlamaya çalışır.

Burada ilk bilinmesi gereken şudur:
İyi ya da kötü; bu sonuç, sadece bir sayıdan ibarettir.
İnsanın değeriyle, kişiliğiyle, vicdanıyla, insanlığının asalet ölçüsüyle hiçbir ilgisi yoktur.
Evet, mesleki yönelimini, eğitim sürecini etkileyebilir. Ama hayattaki mutluluğu, insanın kendine açtığı yollar belirler.

Tercih döneminde yapılacak en büyük hata, hayal ile gerçek arasındaki çizgiyi kaybetmektir.
Bazı gençler, puanının yetmediği bir bölüme saplanıp kalır. Bazıları, aile baskısıyla istemediği mesleklere yönelir. Kimi de sırf arkadaşları o bölümü yazıyor diye aynı tercihi yapar. İşte en tehlikeli an, budur.

Sevgili öğrenciler…
Hayat sizin.
Yaşayacağınız yıllar, sizin olacak.
Tercih listenizi hazırlarken, kendi isteğinizi önceliğe alın. Anne babalarınızın, öğretmenlerinizin önerilerini elbette dinleyin. Ama sonunda karar sizin cümlelerinizle yazılsın.

Çünkü insan, sevmediği bir mesleği ömür boyu taşır.
İstemediği bir şehirde, her sabah huzursuz uyanır.
Yanlış verilen bir kararın bedeli, uzun vadede ruhunuzu yorar.

Tercih sürecinde öncelikle şunu yapın:
Kendinize “Ben ne istiyorum?” diye sorun.
Sonra sıralamanızı gerçekçi bakışla değerlendirin. Bölüm kontenjanlarını, geçen yılın sıralamalarını, şehirlerin yaşam koşullarını, kampüs ortamını araştırın. Kendi önceliklerinizi belirleyin. Akademik başarı mı, şehir mi, yaşam kalitesi mi? Hangisi sizin için daha önemliyse, ona göre sıralayın.

Veliler…
Bu dönemde en büyük sorumluluk sizde.
Çocuğunuzun tercih sürecine yön verirken, kendi hayallerinizi onun üzerinden gerçekleştirmeye kalkmayın.
Çocuk doktor olmak istemiyorsa, zorlamayın.
Mühendisliği sevmiyorsa, onu mecbur etmeyin.
Kimi insan bir kasabanın ilkokul öğretmeni olarak dünya kadar mutlu olur. Kimi başka bir şehirde hukuk okurken tükenir.
Unutmayın, önemli olan puanla ölçülen başarı değil, insanın huzurla yaptığı işteki mutluluğudur.

Ve şu hatayı sakın yapmayın:
“Biz senin iyiliğin için söylüyoruz” deyip çocuğunuzu baskılamayın.
İyi niyetle de olsa, en değerli iyilik, ona kendi yolunu bulma cesareti verebilmektir.

Tercih günlerinde, çocuklar geceleri uykusuz kalır.
Arkadaşlarının tercihlerini sorar.
Sosyal medyada en çok hangi bölüm yazılıyor, hangi şehir popüler bakar.
Bazıları kendi tercihlerini bile size söylemez.
Çünkü yanlış yapmaktan, hayal kırıklığı yaşatmaktan korkar.
İşte bu günlerde, onlara “Yanlış da yapsan, arkasında dururum” demek, bir sınav sonucundan daha büyük bir başarıdır.

Tercih sürecinde öğrencilere birkaç küçük tavsiye:
Birincisi, tercih listenizi son güne bırakmayın.
İkincisi, sadece puana bakıp bölüm seçmeyin. Bölümün ders içeriklerine bakın.
Üçüncüsü, gidip görebiliyorsanız tercih etmek istediğiniz üniversitenin kampüsünü gezin. O şehrin ruhunu hissedin.
Dördüncüsü, iş imkânlarını araştırın ama asla yalnızca ‘iş garantisi var’ diye bir bölüme yazılmayın.

Ve unutmayın…
Hayat, tek bir tercih listesiyle şekillenmez.
Yol değişir, plan değişir, siz değişirsiniz.
Beş yıl sonra bugün yaptığınız tercihler size bambaşka kapılar açabilir.

Veliler için son bir not:
Tercih süreci, çocuğunuzla aranızdaki ilişkiyi en fazla onaran ya da zedeleyen dönemdir.
Ona duyduğunuz güveni hissettirin.
İster istediği yer olsun, ister olmasın, hayatta her şeyin bir telafisi var.
Desteğiniz, yolun her anında onun yanında olacaksa, bunu gösterin.

Ve en önemlisi, sonucu nasıl olursa olsun, hayata yeniden başlamayı bilsin çocuklarınız.
Çünkü hayatta gerçek başarı; başarmaktan çok, her defasında yeniden kalkabilmektir.

Ve Hayat…

Üniversite sınavı, bir yarış değildir.
Hayatın akışı içinde, her insanın kendine ait yolları, durakları ve yol arkadaşları vardır.
Kimi hızlı gider, kimi yavaş. Kimi düz, kimi yokuş çıkar.
Kimi ilk denemede, kimi ikinci, kimi üçüncüde bulur yolunu.

Önemli olan; kendini sevebilmek, hatalarını affedebilmek ve hep ileriye bakabilmektir.
Çünkü sınavlar biter, tercihler yapılır, ama insanın sınavı, ömrü boyunca devam eder.

Ve biz biliyoruz ki;
en güzel başarı, iç huzurunda saklıdır.

Şimdi derin bir nefes al.
Bu yol senin yolun.
Hayırlı yolculuklar…

Şenol GÜNECİ
Uzm. Aile Danışmanı

Bir yanıt yazın