Walkaway Wife Syndrome: Sessizce Vazgeçen Eşin Hikayesi

Walkaway Wife Syndrome

Walkaway Wife Syndrome, DSM-5-TR veya ICD-11’de tanımlanmış resmi bir psikiyatrik bozukluk ya da sendrom değildir. Kavram, evlilik terapisti Michele Weiner-Davis tarafından uzun yıllara dayanan klinik gözlemler doğrultusunda tanımlanmış ve daha sonra evlilik danışmanlığı literatüründe tanımlayıcı bir ilişki örüntüsü olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Evliliklerin sona eriş biçimi, çoğu zaman başlangıçlarından daha fazla dikkat çeker. Oysa aile danışmanlığı uygulamalarında ve evlilik terapisi alanındaki gözlemler göstermektedir ki, birçok boşanma ani bir kararın değil, yıllar boyunca biriken duygusal kopuşların sonucudur. Özellikle son yıllarda İngilizce literatürde ve popüler psikoloji yayınlarında sıkça karşılaşılan “Walkaway Wife Syndrome” kavramı da tam olarak bu süreci tanımlamak amacıyla kullanılmaktadır. Türkçe’ye doğrudan çevrildiğinde “uzaklaşıp giden eş sendromu” ya da “sessizce evlilikten çekilen kadın olgusu” gibi ifadelerle karşılanabilecek bu kavram, psikiyatrik bir tanıdan çok belirli bir ilişki örüntüsünü açıklamaya çalışan betimleyici bir yaklaşımdır. Bu yönüyle kavramın doğru anlaşılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü “sendrom” kelimesinin kullanılması, birçok okuyucuda bunun bilimsel tanı ölçütleri belirlenmiş bir hastalık olduğu izlenimi oluşturabilmektedir. Gerçekte ise Walkaway Wife Syndrome, herhangi bir tanı sınıflandırma sisteminde yer almamakta; aile danışmanları, evlilik terapistleri ve ilişki uzmanlarının uzun yıllardır gözlemlediği bir davranış örüntüsünü ifade etmektedir.

Kavramın ortaya çıkışı büyük ölçüde Amerikalı evlilik terapisti Michele Weiner-Davis’in danışanlarıyla yürüttüğü çalışmalarına dayanmaktadır. Weiner-Davis, uzun yıllar boyunca terapi odasında benzer hikayeler dinlediğini fark etmiştir. Kadın eşler yıllarca evlilikte yaşadıkları sorunları dile getirmekte, eşleriyle konuşmaya çalışmakta, ilişkiyi onarmak için çaba göstermekte, gerektiğinde aile terapisi önerisinde bulunmakta, değişim talep etmekte ancak karşılık görememektedir. Bir süre sonra ise dikkat çekici bir değişim yaşanmaktadır. Sürekli konuşan, yakınan ve çözüm arayan kadın artık sessizleşmektedir. Tartışmalar azalmaktadır. Şikayetler sona ermektedir. Dışarıdan bakıldığında evlilik düzelmiş gibi görünmektedir. Oysa bu sessizlik, ilişkinin iyileştiğini değil, duygusal yatırımın sona erdiğini göstermektedir. Kadın zihinsel ve duygusal olarak evlilikten çekilmiş, mücadeleyi bırakmış ve çoğu zaman ayrılık kararını kendi içinde vermiştir. Aylar hatta yıllar sonra dile getirilen boşanma isteği ise erkek eş açısından beklenmedik bir gelişme olarak algılanmaktadır.

İlginç olan nokta, bu örüntünün yalnızca bireysel gözlemlerden ibaret kalmamasıdır. Son yıllarda ilişki psikolojisi, aile sosyolojisi ve evlilik terapisi alanlarında yapılan birçok çalışma, boşanma kararlarının çoğu zaman uzun süreli duygusal kopuşların ardından geldiğini ortaya koymaktadır. Araştırmalar, kadınların ilişki doyumundaki düşüşü erkeklerden daha erken fark ettiklerini, sorunları çözme konusunda daha fazla girişimde bulunduklarını ve iletişim kurmaya daha fazla çaba harcadıklarını göstermektedir. Bu nedenle boşanma kararı açıklandığında erkeklerin önemli bir kısmı “Her şey normal gidiyordu.” ya da “Hiç böyle olacağını düşünmemiştim.” şeklinde ifadeler kullanmaktadır. Aslında sorunların görünmez hale gelmesi, sorunların ortadan kalktığını değil, artık dile getirilmeye değer görülmediğini göstermektedir.

Walkaway Wife Syndrome’un temelinde yatan süreç, ani bir öfke patlamasından çok kronik duygusal yorgunluktur. İlişki literatüründe “duygusal tükenme” olarak ifade edilen bu durum, kişinin sürekli karşılıksız çaba göstermesi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Başlangıçta küçük görülen ihmal davranışları zaman içerisinde birikerek ciddi bir ilişki krizine dönüşebilmektedir. Günlük hayatın yoğunluğu içinde eşini dinlememek, duygularını küçümsemek, ev içi sorumlulukları sürekli tek tarafa bırakmak, teşekkür etmeyi ihmal etmek ya da sürekli ertelenen değişim vaatleri, tek başına boşanmaya neden olmayabilir. Ancak bunların yıllar boyunca tekrar etmesi, bireyin ilişkiye olan inancını zayıflatmaktadır. Bir noktadan sonra kişi artık sorunun çözülmeyeceğine inanmaktadır. İşte Walkaway Wife olarak tanımlanan süreç çoğunlukla bu aşamada başlamaktadır.

Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta da kavramın yalnızca kadınlara özgü bir durum olmadığıdır. Her ne kadar literatürde kadınlar üzerinden tanımlanmış olsa da benzer örüntüler erkeklerde de görülebilmektedir. Son yıllarda bazı araştırmacılar bu nedenle “Walkaway Spouse” yani “uzaklaşan eş” kavramını kullanmayı tercih etmektedir. Bununla birlikte mevcut çalışmalar, kadınların ilişki sorunlarını ifade etme eğilimlerinin daha yüksek olması ve evlilikte duygusal emeği daha fazla üstlenmeleri nedeniyle bu örüntünün kadınlarda daha sık gözlemlendiğini göstermektedir. Dolayısıyla kavramı kadınlara özgü biyolojik ya da psikolojik bir özellik olarak değil, toplumsal roller ve ilişki dinamikleri bağlamında değerlendirmek daha doğru olacaktır.

Bu noktada aile sosyolojisi önemli bir açıklama sunmaktadır. Geleneksel aile yapısında kadınlardan yalnızca fiziksel emeği değil, aynı zamanda duygusal emeği de üstlenmeleri beklenmektedir. Çocukların ihtiyaçlarını takip etmek, aile bireylerinin doğum günlerini hatırlamak, ev düzenini planlamak, akrabalık ilişkilerini sürdürmek, eşler arasındaki iletişimi canlı tutmaya çalışmak gibi görünmeyen birçok sorumluluk çoğu zaman kadınların üzerinde toplanmaktadır. Son yıllarda bu durum “mental load” yani zihinsel yük ve “invisible labor” yani görünmeyen emek kavramlarıyla açıklanmaktadır. Walkaway Wife olgusunu bu kavramlardan bağımsız değerlendirmek mümkün değildir. Çünkü çoğu zaman fiziksel yorgunluktan çok zihinsel yükün tek taraflı hale gelmesi, duygusal kopuşun temel nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Aile danışmanlığı uygulamalarında dikkat çeken bir başka özellik ise iletişimin zaman içerisindeki dönüşümüdür. İlişkinin ilk yıllarında sorunlarını açıkça ifade eden eş, zamanla karşılık bulamadığını düşündüğünde konuşmayı bırakmaktadır. Bu sessizlik çoğu zaman yanlış yorumlanmaktadır. Tartışmaların azalması, ilişkinin iyileştiği şeklinde değerlendirilmektedir. Oysa aile danışmanları açısından sessizlik bazen en güçlü uyarı sinyalidir. Çünkü çatışma, ilişkinin hala önemsendiğini gösterebilirken; duygusal kayıtsızlık ilişkinin psikolojik olarak sona yaklaşabildiğini düşündürmektedir. John Gottman’ın uzun yıllara dayanan evlilik araştırmaları da özellikle küçümseme, savunmacılık, duvar örme ve sürekli eleştiri gibi iletişim örüntülerinin ilişki doyumunu ciddi biçimde azalttığını ortaya koymaktadır. Walkaway Wife süreci çoğu zaman bu olumsuz iletişim döngülerinin uzun süre devam etmesiyle ilişkilendirilmektedir.

Kavramın son yıllarda sosyal medyada büyük ilgi görmesi ise ayrı bir değerlendirmeyi hak etmektedir. Özellikle kısa video platformlarında milyonlarca kez izlenen içerikler, Walkaway Wife Syndrome’u çoğu zaman tek taraflı bir anlatıya dönüştürmektedir. Bazı paylaşımlar bütün sorumluluğu erkeklere yüklerken, bazıları ise kadınların “aniden vazgeçen” bireyler olduğu yönünde genellemeler yapmaktadır. Oysa bilimsel bakış açısı, ilişkilerin çok boyutlu yapısını dikkate almayı gerektirir. Her evlilik kendi tarihine, iletişim biçimine, kişilik özelliklerine, yaşam koşullarına ve kültürel bağlamına sahiptir. Bu nedenle hiçbir kavram bütün boşanmaları açıklayabilecek güce sahip değildir. Walkaway Wife Syndrome da ancak belirli ilişki örüntülerini anlamaya yardımcı olan açıklayıcı bir model olarak değerlendirilmelidir.

Türkiye açısından bakıldığında kavramın henüz akademik literatürde yeterince ele alınmadığı görülmektedir. Buna rağmen aile danışmanlığı uygulamalarında benzer örüntülere sıklıkla rastlanmaktadır. Özellikle uzun yıllar boyunca çocukları için evliliğini sürdüren, ekonomik bağımsızlığını bekleyen ya da aile büyüklerinin baskısı nedeniyle ayrılık kararını erteleyen kadınlarda bu süreç belirgin şekilde gözlenebilmektedir. Bu durum, son yıllarda giderek daha fazla konuşulan gri boşanma olgusuyla da dikkat çekici benzerlikler göstermektedir. Elli yaş sonrasında gerçekleşen birçok boşanmada kararın aslında yıllar önce psikolojik olarak verildiği, ancak çeşitli nedenlerle hukuki sürecin ertelendiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Walkaway Wife olgusunu yalnızca genç çiftlerle sınırlamak doğru olmayacaktır.

Peki bu süreç önlenebilir mi? Aile danışmanlığı perspektifinden bakıldığında cevap büyük ölçüde evettir. Ancak bunun için ilk şart, sorunların henüz kronikleşmeden fark edilmesidir. İlişkilerde en tehlikeli dönem, yüksek sesli tartışmaların yaşandığı dönem değil; taraflardan birinin artık konuşmayı bırakmaya başladığı dönemdir. Çünkü kişi sorunlarını dile getirmeyi bıraktığında çoğu zaman çözüm aramayı da bırakmıştır. Bu nedenle eşlerden birinin sessizleşmesi, duygusal olarak geri çekilmesi, ortak planlardan uzaklaşması veya ilişkiye yatırım yapmayı bırakması ciddiyetle değerlendirilmelidir.

Sağlıklı ilişkilerin temelinde yalnızca sevgi değil, karşılıklı görülme ve anlaşılma ihtiyacı bulunmaktadır. İnsanlar çoğu zaman büyük jestler beklemezler; dinlenmek, önemsenmek, teşekkür edilmek, duygularının ciddiye alınması ve emeklerinin fark edilmesi yeterlidir. Aile danışmanlığı sürecinde çiftlere kazandırılmaya çalışılan becerilerin önemli bir bölümü de tam olarak bunlardır. Etkin dinleme, empatik iletişim, ortak problem çözme, sorumluluk paylaşımı ve duygusal farkındalık becerileri geliştikçe ilişki doyumu da artmaktadır.

Terapiye başvurma zamanlaması da büyük önem taşımaktadır. Ne yazık ki birçok çift, boşanma kararının kesinleştiği aşamada profesyonel yardım aramaktadır. Oysa aile danışmanlığı yalnızca kriz yönetimi değildir. Koruyucu ve önleyici yönü çok daha değerlidir. Sorunlar büyümeden alınan profesyonel destek, tarafların birbirlerini yeniden anlamalarına, iletişim örüntülerini değiştirmelerine ve yıllardır fark edilmeyen ilişki dinamiklerini görmelerine yardımcı olabilmektedir. Bu nedenle aile danışmanlığı, evlilikin son çarelerinden biri değil, ilişkinin gelişimini destekleyen doğal bir süreç olarak görülmelidir.

Walkaway Wife Syndrome üzerine yapılan tartışmalar aynı zamanda modern evlilik anlayışındaki değişimi de göstermektedir. Günümüzde bireyler yalnızca evli kalmayı değil, nitelikli bir ilişki içinde yaşamayı istemektedir. Ekonomik zorunlulukların azalması, kadınların eğitim ve çalışma hayatına daha fazla katılması, bireysel mutluluğun önem kazanması ve psikolojik farkındalığın artması, ilişkilere yönelik beklentileri de değiştirmiştir. Artık yalnızca aynı evi paylaşmak yeterli görülmemekte; duygusal yakınlık, karşılıklı destek ve ortak yaşam doyumu daha belirleyici hale gelmektedir. Bu değişim, boşanma oranlarını tek başına açıklamasa da ilişki dinamiklerini anlamada önemli bir sosyolojik çerçeve sunmaktadır.

Walkaway Wife Syndrome kavramı, evliliklerin neden sona erdiğini tek başına açıklayan evrensel bir teori değildir. Bununla birlikte, uzun süre ihmal edilen duygusal ihtiyaçların ve karşılıksız kalan ilişki çabasının birey üzerinde nasıl bir psikolojik geri çekilmeye yol açabileceğini anlamamıza önemli katkılar sağlamaktadır. Kavramın en değerli yönü, boşanmanın çoğu zaman tek bir olayın değil, yıllar boyunca fark edilmeyen küçük kırılmaların birikimi olduğunu hatırlatmasıdır. İlişkiler büyük krizlerle değil, bazen her gün tekrarlanan küçük ihmallerle yıpranmaktadır. Aynı şekilde güçlü evlilikler de büyük fedakarlıklarla değil; her gün yinelenen küçük ilgi gösterileri, samimi iletişim, karşılıklı saygı ve ortak emekle inşa edilmektedir. Aile danışmanlığı açısından bakıldığında asıl hedef, taraflardan birinin sessizce uzaklaşmasını beklemek değil, o sessizliğe giden yolu mümkün olduğunca erken fark ederek ilişkinin yeniden sağlıklı bir zeminde kurulmasına katkı sağlamaktır.

Şenol GÜNECİ
Uzm. Aile Danışmanı – Sosyolog

 

KAYNAKÇA
Amato, P. R. (2010). Research on divorce: Continuing trends and new developments. Journal of Marriage and Family, 72(3), 650–666.
Gottman, J. M., & Silver, N. (2015). The Seven Principles for Making Marriage Work (Revised ed.). Harmony Books.
Johnson, S. M. (2019). Attachment Theory in Practice: Emotionally Focused Therapy (EFT) with Individuals, Couples, and Families. Guilford Press.
Karney, B. R., & Bradbury, T. N. (1995). The longitudinal course of marital quality and stability: A review of theory, methods, and research. Psychological Bulletin, 118(1)
Mikolajczak, M., Gross, J. J., & Roskam, I. (2019). Parental burnout: What is it, and why does it matter? Clinical Psychological Science, 7(6), 1319–1329.
Weiner-Davis, M. (1993). Divorce Busting: A Step-by-Step Approach to Making Your Marriage Loving Again. Simon & Schuster.
Weiner-Davis, M. (2008, March 30). The Walkaway Wife Syndrome. Psychology Today.
World Health Organization. (2022). International Classification of Diseases (11th Revision).
American Psychiatric Association. (2022). Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (5th ed., text rev.; DSM-5-TR). American Psychiatric Association.
Hawkins, A. J., Willoughby, B. J., & Doherty, W. J. (2012). Reasons for divorce and openness to marital reconciliation. Journal of Divorce & Remarriage, 53(6), 453–463.
Stanley, S. M., Rhoades, G. K., & Markman, H. J. (2006). Sliding versus deciding: Inertia and the premarital cohabitation effect. Family Relations, 55(4), 499–509.
Papp, L. M., Goeke-Morey, M. C., & Cummings, E. M. (2004). Mothers’ and fathers’ psychological symptoms and marital functioning. Journal of Family Psychology, 18(1)

 

Bir yanıt yazın