Çatışma ve Çatışma Çözme Becerisinin Kazanılması

Aile İçi İletişim

Hiç kavga gürültü yaşanmayan, sorunsuz bir hayat var mıdır? Aslında stres hayatın bir parçasıdır. Belirli bir miktardaki stres bizi harekete geçiren, motive eden bir faktördür. Ancak fazla stres altında olmak, bedenimizde pek çok fiziksel ve psikolojik tepkinin ortaya çıkmasına sebep olur.

Stres

Stres pek çok insan için baskı, çatışma, kontrolünü yitirme ve belirsizlik anlamlarına gelir. Bu duyguların ortaya çıkması bireylerde çeşitli problemlere yol açar. Aslında stres hayatın bir parçasıdır. Yaşın ilerlemesiyle değişime uğrama, ekonomik güçlükler gibi beklenen stres faktörlerinin yanı sıra insanın kontrolü dışında ve beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan ani stres faktörleri (ölüm, hastalık gibi şeyler) insanda hayal kırıklıkları, travmalar, incinmişlik, öfke ve depresyon oluşturabilir. Belirli bir miktardaki stres kişiyi harekete geçiren, motive eden bir faktör olmakla birlikte, fazlası pek çok fiziksel ve psikolojik tepkinin ortaya çıkmasına sebep olur. Bireylerin stres karşısındaki tepkisiyle çatışmalar yaşanabilir ve ilişkinin dengesi bozulabilir.

Stresin Nedenleri

Hayatta hiçbir şey durağan değildir ve sürekli bir değişim içerisindedir. Her değişim stres kaynağı olabilir ve stres nedenleri kişiden kişiye değişir. Bireyde stres oluşturabilecek bazı faktörler şunlardır:

• Sevdiği insanlardan ayrılma,
• Ölüm veya hastalık yaşanması,
• Çevre değişikliği (taşınma, yeni bir işe başlama, okul, kurum değiştirme),
• Maddi yetersizlik,
• Uzun çalışma saatleri,
• İlişki ve iletişim problemleri (ayrılık, boşanma),
• Okul başarısının düşük olması.

Bireylerin Stresle Başa Çıkmasını Sağlayan Kaynaklar

• İletişim becerilerinin sağlıklı olması,
• Problem çözme becerisi,
• Ulaşmayı amaçladığı hedeflerin olması,
• Elindeki parayı uygun şekilde idare etmesi,
• Akrabaların maddi veya manevi destekleri,
• Sahip olduğu arkadaşları,
• Komşuluk ilişkileri.

Bireyler bu kaynaklarından bir veya birkaçını kullanabildiklerinde krizlerle ve stres oluşturan yaşam olaylarıyla başa çıkabilmektedirler. Birey bu kaynakları nasıl kullanacağına dair bir beceriye sahip olduğunda, stresle başa çıkmanın da yolunu bulmuş olur.

Bireyin problemlerle başa çıkmasının ve stresi azaltmanın en etkili yolu; kendini güçlendirmek ve iletişimi geliştirmektir. Ayrıca sağlıklı beslenmek ve yeterli egzersiz/spor yapmak, bir takım hobiler edinmek de stresle başa çıkmayı kolaylaştırır.

Strese Karşı Dayanıklı/Dirençli Bireylerin Özellikleri

• Daha esnektirler. Hayatın getirdiği her türlü değişime (toplumsal, ekonomik, teknolojik vb.) ayak uydurmanın bir yolunu bulurlar.

• Hayatın getirdiği değişimlere karşı katı, sert ve değişmez kurallarla yaklaşmaktansa geleneksel yapılarını koruyarak gerekli değişime uygun yeni kurallar oluşturabilirler.

• Arkadaşlık ilişkileri ve iletişimleri oldukça iyidir. İyi günde de kötü günde de birbirlerine destek olabilirler. Birbirlerine karşı dürüst, güvenilir ve fedakâr davranışlar sergilerler.

Stresi Azaltmak İçin Öneriler

• Sıkıntılarınızı ve öfkenizi biriktirmeyin.
• Kendinize sizi rahatlatacak hobiler veya ilgi alanları edinin.
• Hayatınız sadece çalışmaktan ibaret olmasın. Kendinize eğlenmek ve dinlenmek için fırsatlar oluşturun.
• Kendinize ulaşılabilir hedefler belirleyin. Kendinize gereğinden fazla yüklenmeyin.
• Hayatta değiştiremeyeceğiniz şeyleri olgunlukla kabul etmeyi öğrenin.
• Başkalarına “hayır” demeyi öğrenin.
• Arkadaşlarınızın hatalarını olgunlukla kabul etmeyi öğrenin.
• Sahip olduğunuz değerlerin, arkadaşlarınızın kıymetini bilin.
• Sinirli, gergin veya yorgun olduğunuzda insanlarla tartışmamaya gayret edin.
• Problemin ne olduğunu tam olarak anlamadan kimseyle tartışmaya başlamayın.
• Düşünmeden konuşmayın. İncitici, kırıcı bir söz ağzınızdan çıkmadan önce iki kere düşünün. İnsanların size anlatmak istediklerini dinleyin.

Yapıcı Tartışma Tablosu

Çatışma

İlişkilerde çatışma, kaçınılmaz bir durumdur. İki kişinin bir araya geldiği her türlü ilişkide çatışma ihtimali daima vardır. Çatışma insan iletişiminin doğal bir unsurudur. Çatışmanın sebebi, iki kişinin birbirinden farklı beklenti, ihtiyaç, değer veya yaklaşımlara sahip olmasıdır. Kişi kendisini amacına ulaşma konusunda engellenmiş hissettiğinde çatışma meydana çıkar.

Yaşanan Çatışmaları Çözümlemek

Uzun süreli ilişkiler, kişilerin çatışmaları çözme becerisinin bir sonucudur. Kişilerin arasındaki iletişimin kalitesi ve çatışmalarını çözme konusunda gösterecekleri çaba herkesi etkiler. Bu noktada bireylerin görevi, çatışmalarını nasıl etkili bir şekilde çözebileceklerini ve nasıl uzlaşmaya varabileceklerini öğrenmeleridir. Önemli olan kişilerin anlaşmazlıklar, çatışma veya problem yaşaması değil, bu duruma gösterdiği tepkinin ne olduğudur.

Sağlıklı bireylerde çatışmalar yıkıcı değil yapıcı yollarla çözümlenir. Bireyler, sorunu iyice büyümeden çözme konusunda isteklidir. Her bireyin çatışma durumunda gösterdiği tepki diğerlerinden az veya çok farklı olabilir. Ancak en önemlisi, sağlıklı bireyler problemlerini çözme konusunda kendilerine güven duyarlar ve problemlerini çözümsüz olarak algılama yanılgısına düşmezler. Ayrıca problemin çözümü konusunda tek alternatife takılıp kalmaz, yeni alternatifler üretmeye çalışırlar.

Sağlıklı bireylerin aralarında daha az çatışma yaşamalarının başlıca sebepleri şunlardır:

• Bireylerin duygu ve düşüncelerini çekinmeden birbirlerine ifade edebilmeleri,
• Birliktelik duygusuna sahip olmaları ve bunun yanı sıra, birbirlerinin bireyselliklerine ve kişisel hayatlarına saygı göstermeleri,
• Aralarındaki kırgınlık ve küskünlükleri fazla uzatmamaları,
• Herhangi bir konuda karar alırken herkesin kişisel ihtiyaç ve beklentilerini dikkate alarak hareket etmeleri.

Çatışmaya Bir de Farklı Gözle Bakalım

Çatışma genellikle kaçınılması gereken bir durum olarak görülür. Fakat çatışma bir hatanın değil, üstesinden gelinmesi gereken bir durumun habercisidir. Yeni öğrenmelere ve ilişkiyi geliştirmeye imkân sağlar. Belki de ilişkide gerekli olan değişim için fırsat sunar. Bir problemin üstesinden gelmeyi başarmanın hazzı, ilerideki problemlerin çözümü için kişiyi motive eder. Ayrıca yaşanan bir problem çözülebildiğinde bu, ilişkiyi daha güçlü kılar ve kişileri birbirlerine daha güçlü bağlarla bağlar.

Çatışmaları Önleyen Formül: Ben Dili

Tatlı dil, yılanı deliğinden çıkarır. “Ben dili” de öyle. Peki “ben dili” nedir? Arkadaşlarınızdan birisiyle tartışmadan konuşmayı başaramıyor musunuz? Tartışmak istemiyorsunuz ama aranızdaki konuşma eninde sonunda tartışmayla mı sonuçlanıyor? Bir de bakıyorsunuz öfkelenmişsiniz ya da karşınızdakini öfkelendirmişsiniz. Üstelik nasıl bu noktaya geliverdiğinizi anlayamıyorsunuz bile. O zaman ya iletişim engelleriniz var ya da ben dili kullanmayı bilmiyorsunuz.

İşte size çatışmaları önleyen ben dili formülü:

“………yaptığın zaman, ben…………hissediyorum. ……….istiyorum.”

Peki bu formülü nasıl kullanacaksınız?

Önce çatışmanızın nasıl başladığını anlamaya çalışalım: Arkadaşınız odada yüksek sesle müzik dinliyor. Bu sürekli olan bir durum ve dikkatiniz dağıldığı için siz ders çalışamıyor, kitap okuyamıyor veya okuduğunuzu anlayamıyorsunuz. Bu akşam bir de baktınız arkadaşınız yine müziğin sesini açmış. Nasıl bir tepki verirsiniz?

Çatışmanızın nasıl başladığını anlamak için bir örnek: “Arkadaşınız yüksek sesle müzik dinliyor. Siz de ders çalışıyorsunuz ve rahatsız oluyorsunuz.”

Sen dili: Kapa şu müziği! İyice düşüncesiz oldun! Sana kaç kere söyledik? Laftan anlamaz mısın sen?

“Sen” mesajıyla bir cümleye başladığınızda (“Sen şöylesin.”, “Sen böylesin.”, “Böyle yaptın.”, “Böyle söyledin.”, “Böyle konuşmayı bırak!”, “Kes şunu!” vb.) karşınızdaki kişi kendini suçlanmış hissedebilir, kendisine değer verilmediğini düşünebilir, kendini savunma ihtiyacı duyabilir. Bu da konuşmanın karşılıklı suçlamalar ve anlayışsızlık içinde devam etmesine, sonuçta da karşılıklı öfke uyanmasına sebep olur. Üstelik esas konudan uzaklaşılır ve çatışmanın başlama nedeni çözülemediği için, bu konu ileride de sorun olmaya devam eder. Peki ne söylemeniz lazım?

Önce formülümüzü hatırlayalım:

“………yaptığın zaman, ben…………hissediyorum. ……….istiyorum.”

“Müziğin sesini bu kadar açtığın zaman gürültüden dikkatim dağılıyor ve dersime odaklanamıyorum. Biraz daha kısık bir sesle dinlemeni istiyorum.”

Bu cümlede “ben dili” kullanıldığı için, kişi kendisini suçlanmış hissetmez. Böylece esas konudan uzaklaşmadan dinlemeye devam eder. Cümlenin yükünü kendi üzerinize aldığınızda (“Ben üzülüyorum.”, “Kendimi kötü hissediyorum.” vb.) karşınızdaki kendinde bu durumu düzeltmek üzere bir sorumluluk hissetmeye başlar. Üstelik son cümlede ne istediğinizi net bir şekilde söylediğiniz için, çözüme doğru bir adım atmış olursunuz.

Öfke

Kişinin haz almasını engelleyen ve temel inanç sistemiyle çatışan herhangi bir durum, olay ve kişiyle karşılaşması sonucunda yaşadığı duygunun adıdır. Son derece insani ve doğal olmakla birlikte uygun ifade edilmeyip, kontrol altına alınmadığı takdirde yıkıcı ve sağlıksız sonuçlara neden olabilir.

Öfkenin Boyutları

Kişi öfke uyandıran bir durum karşısında aşağıdaki boyutlarda değişim yaşar.

Düşünce: Öfke uyandıran durum karşısındaki kişinin inanç sistemi (Haksızlığa uğradığına inanmak, engellendiğini düşünmek vs.)

Davranış: Öfke uyandıran durum karşısında oluşan düşüncenin yorumlanması sonucunda ortaya çıkan hareketler (bağırmak, saldırganlık, ağlamak vs.)

Fizyolojik: Öfke uyandıran durumun yorumlanması sırasında yaşanan fizyolojik belirtiler (kalp atışlarının hızlanması, kızarma, ateş basması vs.)

Duygu: Öfke uyandıran durumun yol açtığı duygulanım (üzüntü, kızgınlık, isteksizlik, hayal kırıklığı vs.)

İletişim: Öfkeyi çevreyle paylaşma şekli (sözlü veya sözsüz iletişim şekilleri)

Öfkenin Neden Olduğu Sorunlar

Kontrol altına alınamayan veya başa çıkılamayıp bastırılan öfkenin (öfkenin bastırılması/içe atılması öfkeyle başa çıkmak değildir) yol açabileceği sorunlar şu başlıklar altında toplanabilir:

Fizyolojik Problemler: Yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, baş ağrısı, kas ağrıları, nefes darlığı, kan şekeri problemleri, gastrointestinal (mide – bağırsak) problemleri, dermatolojik (cilt hastalıkları) problemleri, duygulanım bozuklukları (depresyon gibi) vs.

Zihinsel Problemler: Performans düşüklüğü, uyku kalitesizliği, dikkati toplama güçlüğü vs.

Davranışsal Problemler: Bağımlılıklar (alkol, sigara ve madde gibi), yeme alışkanlıklarıyla ilgili problemler (aşırı yeme veya iştah kesilmesi gibi) vs.

İlişkisel Problemler: Kişinin çevresiyle yaşayacağı sorunlar (kavga hali, küskünlükler vs.)

Öfke Kontrolü

Öfkeyle baş etmenin bir tek doğru yolu yoktur. Kişinin kendi kişiliğine, hayat tarzına ve içinde bulunduğu duruma en uygun yöntemi seçmesi gerekir. Öfke kontrolü 3 ana başlık altına toplanabilir. Bunlar:

Öfkenin Yarattığı Fiziksel Belirtilerin Kontrolü: Öfke vücuda fiziksel gerginlik olarak yansır. Bu gerginliği azaltmak için kişi doğru nefes almalıdır. Gerginliği geçirecek nefes, diyafram nefesi denilen nefes aldığında kişinin karnının şişmesine yol açan (göğsünün değil) nefestir.

Öfke Yaratan Olayın Yorumlanması ve O Olay Hakkındaki Düşüncenin Kontrolü: Öfkenin sonucu ortaya çıkan kızgınlık, isyan gibi duygular aslında kişinin yaşadığı öfke yaratan olay karşısında yaptığı yorumlar ve düşünce sistemiyle ilişkilidir. Herkes aynı olay karşısında aynı düşüncelere sahip olmadığından aynı tepkileri vermez ve aynı duygulanımları yaşamaz. Öfke Yaratan Durum Karşısında Kişinin Vereceği

Tepkinin Kontrolü ve Çevreyle Olan İletişimi: Kişi öfkenin yarattığı fiziksel belirtileri kontrol altına aldığı, öfkeyi yaratan düşünce sistemini fark ettiği halde yine de kendini haz etmediği bir durumda bulabilir. Böyle bir olayda kişinin bunu çevresine aktarım şekli de öfke kontrolünün önemli bir parçasıdır.

Kişi bunlara ek olarak hayatındaki günlük stresi de kontrol altına almayı sağlayan çeşitli uğraşlara yönelerek öfkesini azaltabilir. Bunun için spor yapabilir. Hobilerini devreye sokabilir. Olayla ilgili mizahi bir yön bulup dalga geçerek olayın önemini azaltabilir.

Bağımlılık

Bağımlılık kişinin kontrolünü kaybetmesi ve onsuz bir yaşam sürdürememeye başlamasıdır.

Bireylerin kendilerine zarar vermesine karşın, belirli bir eylemi yinelemeye yönelik önüne geçilemez bir istek duyma halidir.

Madde bağımlılığının temel özelliği, “madde kullanımına bağlı belirgin sorunlara rağmen bireyin madde kullanımını sürdüreceğine işaret eden bilişsel, davranışsal ve fizyolojik belirtiler göstermesidir”.

İnsanlar Neden Bağımlı Olur?

Sigara, alkol ve uyuşturucu gibi bağımlılık yapıcı maddelere en önemli başlama nedenlerinden birisi arkadaşlara uymak ya da bir başka deyişle arkadaşlarının baskısına karşı koyamamaktır.

İnsan içinde bulunduğu grubun her davranışını yapmak zorunda değildir. Gruba tümüyle uymak ve kendi tercihlerini savunamamak insana özgü değildir. Bazı insanlar acılarından uzaklaşmak için ve sorunlarını bu şekilde çözeceklerine inandıkları için bu maddeleri kullanırlar. Aslında madde kullanmakla sorunlar çözülmemekte aksine daha da büyümektedir.

Kişiler bir kereden bir şey olmayacağını düşünerek sigara, alkol ve diğer uyuşturuculara başlarlar. Sonuçta çoğu bağımlı olur. İnsanlar hep bağımlılık yapıcı maddeleri kontrol edebileceklerini düşünürler. Ama bu maddeleri kontrol etmek mümkün değildir. Sonunda kontrol her zaman bu maddelere geçer. Bağımlılığın en önemli kriteri, kullanılan maddenin kontrol edilememesi ve kullanımının durdurulamamasıdır.

Bağımlılık nasıl gelişir?

Bağımlılık yavaş yavaş gelişir. Bağımlılığın gelişiminde hep aynı basamaklar vardır;

“Bilmem ki, belki kullanabilirim…
Sonra… yaa, bir kere denemekten bir şey olmaz.
Sonra… denedim ama yok, yok. Bir daha asla.
Sonra… Bu son olacak ama bir daha asla.
Sonra… yaa, ben bağımlı olmam.
Sonra… Ben istersem bırakırım.
Sonra… Bırakmak zorundayım, artık bırakmak zorundayım.
Sonra… Karar verdim, artık bırakacağım.
Sonra… Evet, işte bıraktım! Bir daha asla başlamam.
Sonra… artık bıraktım, bir kere denemekten bir şey olmaz”;

Bağımlılık yavaş yavaş ve sinsice gelişir. İnsan farkına varmaz, varamaz… Bir noktadan sonra kaçmaya fırsat bulamaz. Farkına vardığında artık çok geçtir. Bağımlılık kısır döngü içerisindedir.

Arkadaşımın Uyuşturucu Kullanması Beni Etkiler mi?

Eğer kişinin madde alan bir arkadaşı varsa bir süre sonra bundan etkilenme olasılığı büyüktür. “Nerden bileceksin yaşadıklarımı, sen hiç kullanmadın ki!” gibi bilinçli ya da bilinçsiz sözlerle yardım etme isteği içindeki kişiyi kullanmaya itebilir. Bu durumu bir girdaba benzetebiliriz.

İnsanlar genelde ara sıra kullanarak başlarlar. İlerleyen dönemlerde daha önceki yaşadıkları etkiyi elde etmek için her seferinde kullandıkları miktarı arttırmak durumunda kalırlar. Bu durum madde talebinin artması anlamına da gelir ki bu da bağımlılığa götüren yoldur. Aralıklı da olsa uzun süre kullanım mutlaka bireyin ruhsal ve kimyasal yapısında değişikliklere neden olur.

Bağımlılık Sadece Kişiye mi Zarar Verir?

Kişiyi insan olmaktan uzaklaştırır.
İnsanlar arası iletişimi bozar.
Kişi toplum tarafından dışlanır.
Bağımlı insanlar sömürülür.
Bağımlılık tüm topluma zarar verir.

Kaynak: Gençler İçin Yaşam Becerileri

Bir yanıt yazın