Hafıza
Hafıza, bilgiyi depolama, saklama ve sonrasında geri çağırma yeteneği olup kişinin aklî yeterliliklerinin önemli bir unsurudur. Hayat boyu öğrenilen bilgi ve beceriler, yaşananlar, tecrübe ve hatıralar hafızada depolanır ve gerektiğinde çıkarılarak kullanılır.
Bir ev hanımı çok güzel yaptığı ve çevresinden takdir aldığı bir yemeği çeşitli nedenlerle uzun bir süre yapmazsa o yemek konusundaki ustalığı zayıflayabilir. Daha önce iyi araba kullanan fakat uzun zamandır araba kullanmamış bir kişinin bu becerisi zaman içinde azalabilir. Bir dersi çok iyi öğrenen bir öğrenci, o derste öğrendikleri ile yaşadığı hayat ve yaptığı iş arasında bağlantı kurmazsa öğrendiklerini unutabilir. Ancak edinilen bilgiler ve beceriler hafızada saklı kalır ve ihtiyaç duyulduğunda hatırlanır. Örneğin ihtiyacı olduğunda kişi araba kullanmayı, yemek yapmayı ve göz attığında eski bilgilerini hatırlar. Öğrenilenlerin ne derece benimsendiği, öğrenilen malzemenin anlamlılığı, öğrenen kişinin öğrenme sürecinde ne derece güdülendiği, öğrenmeden sonraki etkenler vb. unsurlar öğrenilenin bellekte tutulmasını, saklanmasını ve hatırlanmasını etkiler.
Demans Nedenleri
Demans, hafıza, düşünme, akıl yürütme, yer ve zaman tayini, okuduğunu anlama, konuşma, günlük basit işleri yapma vb. işlevlerde bozukluklarla kendini gösteren bir durumdur. Akli fonksiyonlardaki bu aksaklıklar zamanla kişinin günlük faaliyetlerini sürdürmesini imkânsız hâle getirir. Bunama olarak da bilinen demans tek başına bir hastalık değil, birçok belirtinin birlikte görüldüğü bir durumdur. Hafızada kısmi ya da bütünsel kayıp, edinilmiş becerileri yapmakta güçlük ve davranış değişiklikleri demansın başlıca belirtileridir. Demans genel olarak yaşlı kişilerde görülür. Yaşlılıkla beraber hafızayı olumsuz etkileyen demansın başlıca nedenleri şunlardır:
Nörolojik sebepli demans: Alzheimer hastalığı, Huntington hastalığı, Parkinson hastalığı, Pick hastalığı, kafa travmaları, kafatası içindeki damarların yırtılması ya da tıkanması sonucu beynin beslenememesi vb.
Başka hastalıklar dolayısıyla gelişen demans: AIDS, frengi, hormonlarla ilgili bozukluklar, sara (epilepsi), beslenme yetersizliği, birçok ilacın yan etkileri, kan şekeri düşüklüğü (hipoglisemi), ağır metal zehirlenmeleri, bazı vitaminlerde yetersizlikler, uzun süre alkol kullanımı, kronik birtakım hastalıklar vb.
Alzheimer Hastalığı
Bunamaların %50–60’ının sebebi Alzheimer hastalığıdır. Alzheimer, genellikle 65 yaş civarında başlar ve yavaş yavaş ilerler.
• Hastalığın başlangıç aşamasında hasta, sık kullandığı telefon numaralarını, hastalık ilerledikçe çevresindekilerin isimlerini unutur.
• Yeni bilgileri öğrenmede, önceden öğrenilmiş bilgileri hatırlamada, gördüğü nesneleri adlandırmada ve ne olduklarını tanımlamada zorlanır.
• Hastanın konuşması bozulur. Anlatım güçlüğü, belirsiz ve ayrıntılı konuşma, tekrarlayıcı tarzda konuşma görülür.
• Alışveriş, ev işleri, kişisel bakım vb. günlük görevler sırasında yorgunluk, başarısızlık, sorunları çözememe gibi problemler ortaya çıkar.
• Öz bakımı bozulur, devamlı gözetim ve yardıma ihtiyaç duyabilir.
• Hasta bulunduğu mekânı ve zamanı hatırlamaz. Çok iyi bildiği kendi semtinde bile kaybolur.
• Ev içerisinde aradıklarını gözünün önündeyken bulamaz, daha sonra ne aradığını da unutur.
• Daha önce bu tip bir kişilik yapısı yokken şüpheci, aşırı tutumlu, küfürbaz, sinirli, saldırgan, uygunsuz şakalar yapan biri hâline gelebilir.
• Mesleki ve toplumsal yaşamında belirgin bir bozulma ve kötüye doğru gidiş, kişisel başarısında düşüş meydana gelir.
Yaşlılarda Depresyon
Depresyon yaşlılarda bunamaya sebep olan önemli bir sorundur. Depresyon hastalığının başlangıcı genelde genç ve orta yaşlardadır. Tekrarlayarak ileri yaşlara kadar devam eder ve kronikleşir. Depresyonun başlıca nedenleri şunlardır:
• Daha önce depresyon atağı geçirmesine rağmen bu hastalığı kabul etmeme, tedavi olmayı reddetme veya tedaviyi yarım bırakma,
• Emeklilik ve beraberinde gelişen işe yaramazlık hissi,
• Eş kaybı,
• Başkalarına bağımlılık,
• Kronik hastalıklar (diyabet, böbrek, kalp yetmezliği vb.),
• Tedavi edilemeyen ağrılar (psikolojik kökenli baş ağrıları, metastaz ağrıları vb.),
• Daha önce alkol ve sigara kullanımı,
• Çeşitli hastalıklar nedeniyle bağımlılık yapıcı maddelerle tedavi olma,
• Çevresindeki insanlarla iletişim azlığı (kendisine göre konuşacak insan bulamama vb.),
• Davranışsal sorunlar (hoşgörüsüz, alıngan, takıntılı, sert vb. kişilik yapıları),
• Ekonomik sorunlar.
Aile ortamında yaşaması ve kabul görmesi, yaşlıyı depresyon ve buna bağlı bunamadan koruyan en önemli etkendir.
Yaşlılarda Depresyon Belirtileri Nasıl Anlaşılır?
Yaşlıda depresyon olduğuna işaret eden bazı belirtiler şunlardır:
• Çevresindeki hayattan, olaylardan ve kişilerden zevk alamama,
• İlgi azlığı,
• Uykusuzluk veya fazla uyuma,
• Yorgunluk,
• Kendini değersiz hissetme,
• Kilo kaybı veya kilo alma,
• Ölüm ve intihar düşünceleri,
• Bir işe odaklanma yeteneğinde azalma.
Yaşlıların çoğu depresyon belirtilerini doktorlarından saklarlar. Aileleri de yaşlılarda bu belirtileri görseler bile çoğu zaman yaşlanmanın doğal bir parçası olarak kabul ederler. Oysa bu belirtilerden bir bölümünün varlığı hâlinde dahi doktora başvurulmalıdır.
Depresyonun Sebep Olduğu Bunama
Genç ve orta yaşlarda depresyon atağı geçirmiş fakat tedavi olmamış kişiler yaşlandıklarında depresyonları sürekli tekrarlarsa kalıcı bunama ve hafıza kaybı gelişebilmektedir. Bu durumda yaşlının dikkat, bellek gibi fonksiyonları bozulabilir. Buna tıp dilinde yanıltıcı demans denir. Yanıltıcı demansta hastanın düşünceleri bir şeylere takılıp kalmıştır. Sorulara sıklıkla “Bilmiyorum”, “Hatırlamıyorum” gibi cevaplar verir. Yaşlı birey depresyon tedavisi görüp düzeldikten sonra hatırlaması da düzelir. Fakat depresyon başlangıç aşamasında tespit edilip üzerinde önemle durulmazsa sürekli tekrarlar ve tedavi edilmesi gittikçe güçleşir.
Alzheimer ve depresyon kökenli bunamada benzer şikâyetler görülür. Bu tip yakınmaları ve davranışları olan yaşlılar, teşhis ve tedavi için doktora götürülmelidir.
Yaşılarda Neşeli Depresyon
Yaşlı hastalarda depresyon her zaman karamsarlık, çökkünlük, üzüntü, endişe, suçluluk, çaresizlik, isteksizlik, mutsuzluk vb. belirtilerle ortaya çıkmaz. Bazı hastalarda bu duygu ve durumların yanı sıra zaman zaman şunlar görülür:
• Hasta neşeli olabilir.
• Enerjisi, konuşması artıp hızlanabilir.
• Uyku ihtiyacı azalabilir.
• Sinirli veya taşkın olabilir.
• Gücünü aşan işler yapabilir.
• Hasta, hayatını bu iki uç durum arasında geçirir.
Bu hastalığa iki uçlu bozukluk adı verilir. Yaşlının durumundaki bu değişimler saatler, günler, haftalar ya da aylarca sürebilir. Sağlıklı kişilerdeki normal iniş ve çıkışların tersine, yaşlıdaki bu dalgalanmalar şiddetli ve yaşamı tehdit edici olabilir. Normal, sağlıklı bir gündelik hayatı engelleyebilir.
Damarsal Nedenli Bunama
Yaşlılarda beyindeki kan akımının kısa ya da uzun süreli olarak yetersiz kalması yahut beyindeki bir damarın yırtılması sonucunda oluşan kanama sebebiyle bölgesel nörolojik bir bozukluk meydana gelir. Kan akımının durması veya yavaşlaması şeklinde tezahür eden bu bozukluk sonucunda, beynin ihtiyacı olan glikoz ve oksijen yetersiz kalır, beyinde doku ölümü başlar, beynin işlevlerinde kısa veya uzun süreli kayıplar ortaya çıkar.
Damarlarda meydana gelen hasar sonucu ortaya çıkan bu bunama şekli her yaşta görülebilir. Travma, ani tansiyon yükselmesi, kalp damar hastalıkları, sigara ve alkol kullanımı, madde bağımlılığı vb. nedenlerden kaynaklanır.
Bunamaların %15–30’u damarsal nedenlidir. 60–70 yaşlarındaki erkeklerde daha sık görülür. Beyin görüntüleme yöntemleri ile hastalığa neden olan bozulmalar teşhis edilebilir. Alzheimer tipi bunamadan farklı olarak aniden başlar, basamaklı seyreder, kötüleşme anı fark edilebilir.
Yaşlılarda Kaygı Bozukluğu (Anksiyete)
Korku, gerçek bir tehlike karşısında ruhsal ve bedensel olarak verilen bir tepkidir. Yeni bir işe başlayan kişi, okulun ilk günündeki bir öğrenci, üniversite sınavına giren bir genç vb. endişe ya da korku duyabilir. Ama mantıklı ya da anlaşılabilir bir neden yokken kişinin kötü bir şey olacakmış gibi endişe ve kaygı duyması kaygı bozukluğuna (anksiyete) işaret eder.
Anksiyete, çok hafif bir tedirginlik ve gerginlik duygusundan panik derecesine kadar varan duygu gelgitleridir. Fiziksel belirtiler anksiyetede ve mantıklı nedeni olan gerçek korkuda aynıdır. Örneğin kalp çarpıntısı, terleme, sıkıntı, titreme, gözbebeklerinde büyüme, ürperme, tüylerin diken diken olması gibi belirtilere bakıldığında korku ve kaygı birbirinden ayırt edilemez.
Kaygı bozukluğu olanlar toplumda evhamlı, endişeli, kuruntulu vb. olarak adlandırılır. Normal yaşamda olağan konularda aşırı endişeleri vardır. Bu insanlar farkında olmadan zihinsel olarak dikkatlerini çevredeki olası tehlike yaratan uyaranları izlemekle geçirirler. Tüm önlemler alınmış olmasına rağmen hâlâ kazalar, hastalıklar, felaketler vb. denetlenemez olaylardan kaynaklanabilecek tehlikelerle zihinlerini sürekli meşgul ederler. Tehlike uyandırmayan mutluluk verici hoş uyaranları ise kesinlikle görmez ve fark etmezler. Dikkatlerini işlerine uzun süre odaklayamazlar. Huzursuz, sabırsız, heyecanlı ve gergindirler. Suratları her an bir şey olacak gibi gergindir. Kaygı bozukluğu olan kişiler aşırı alıngan, kırılgan, arka planda duran, eleştirilerden aşırı etkilenen, çabuk yılan kişilerdir. Bu tip hastalar kesinlikle kaygılarının aşırı ve yersiz olduğunu kabul etmek istemezler, aksine bunu kendilerine anlatmaya çalışanları suçlarlar.
Kaygı bozukluğu yaşayanlarda tikler, seğirmeler, ağız kuruluğu, kulak çınlaması, baş dönmesi, el ve ayaklarda uyuşma görülebilir. Baş, sırt, omuz ağrıları ve sertliği gelişebilir. Çarpıntı, çok su içmediği hâlde sık idrara çıkma vardır. Bu hastalar kâbus görürler ve huzursuz uyurlar. Bedensel yakınmalarla sürekli doktora giderler ve bir hastalığı olmadığını söyleyen doktora asla inanmazlar. Doktorun yetersiz olduğuna inanmayı yeğlerler. “Hastalık hastası”dırlar. Psikiyatra gitmezler, gitseler de verdiği tedavi önerilerini dikkate almazlar.
Yaşlılarda saptanan kaygı bozukluğu aslında genç ve orta yaşlarda başlamıştır. Kaygı bozukluğunun yaşlılıkta başlaması genç yaşlarda başlama oranına göre daha azdır.
Zor yaşam koşulları ve bunlarla başa çıkmada yetersizlik kaygı bozukluğuna zemin hazırlar. Bazen tiroit bezinin aşırı çalışması, düşük şeker koması, kalp hastalıkları, kansızlık, akciğer hastalıkları, alkol bağımlığı vb. bedensel hastalıklar nedeniyle de ortaya çıkabilir.
Yaşlılarda kaygı bozukluğu genellikle depresyonla birlikte görülür. Kaygı bozuklukları tedavi edilmediğinde yaşlının yaşam kalitesini bozar ve çevresine bağımlılığını arttırır.
Kaygı bozukluğunun yaşlıda tespit edilmesi kolay değildir. Çünkü aynı belirtilere sahip birçok tıbbi problem ve hastalık yaşlının hayatına bu dönemlerde girmektedir. Bu sebeple doktor yardımı alınması önemlidir.
Depresyonla birlikte kaygı bozukluğu ve panik bozukluklar yaşadıklarında yaşlıların hafıza kaybına maruz kalmaları ihtimali yükselmektedir.
Yaşlılarda Panik Atak
Panik atak, aniden ve şiddetli bir şekilde ortaya çıkan, 10–30 dakika arası süren ve sonra yavaş yavaş şiddeti düşen bir nöbettir. Yaşlılarda daha çok meydan korkusu (agorafobi) adı verilen ve kişileri evden çıkmamaya zorlayan tipteki panik atak krizi görülür. Bazı yaşlılar yolu kaybetme korkusu ile evlerinden çıkmamaya çalışırlar. Çıkmak zorunda kaldıklarında da hep aynı yolu izlerler, evlerinden fazla uzaklaşmazlar. Yol değiştirmek onları korkutur. Panik atak sırasında, soluk almakta zorlanma, kalp atışlarının hızlı ve düzensiz olması, titreme, terleme, kızarma, boğulacakmış hissine kapılma, şiddetli bulantı, karın ağrısı, uyuşmalar ve ölüm korkusu gibi etkenler görülebilir.
Yaşlılık döneminde başlayan panik atak; yaşlının depresyonda olması, yaşlının fiziksel bir hastalığının olması veya kullanılan ilaçlardan kaynaklanabilir.
Yaşlılarda Şizofreni
Genelde şizofreninin başlangıcı 15–35 yaşları arasındadır. 50–60 yaşından sonra az görülür. Yaşlıda ani başlangıçlı veya daha önce başlamış, arada alevlenen şizofreni ataklarının takibi ve tedavisi yapılmalıdır. Günümüzde şizofreni, tedavisi olmayan bir hastalık değildir. Hastalığın kötüleşme ve alevlenme dönemleri dışında şizofrenik bireyin ailesi ile yaşaması ve ailesinin onunla yaşama konusunda eğitilmesi hastanın yararına olur. Şizofrenisi olan hastalarda şu belirtiler görülür:
• Şizofreni atakları geçirdiğinde hastanın çevresine ilgisi kesilir. Birisi gözünün önünde düşüp yardım istese dahi ilgisiz kalır.
• Otururken hiç nedensiz kalkıp gider.
• İçinden gelerek gülmez.
• Olağan dışı, gerçeklerle alakası olmayan algıları vardır. Örneğin hayali bir hayvanı olabilir, gerçeklerden koparak tüm sevgisini ona verir, onun dışında her şeye ilgisiz kalır.
• Anlamsız konuşur.
• Pozitif enerjisi olduğuna ve başkalarının kendisini enerji ile etkilediğine inanır.
• Telepati yapabildiğine, başkalarının aklından geçeni okuyabildiğine inanır.
• Sosyal ilişki kuramaz, toplumdan kaçar. Dış dünya ile irtibatı zayıftır.
• Yalnız kalmak ister, aile ile birlikte yaşantı sürdürmekte zorlanır.
Yardım İçin Neler Yapılabilir?
Odasına kapanmak isteyen yaşlıya yalnızlığını yaşaması için müsaade etmek yerinde bir davranıştır. Fakat onu aile içine katmak, sosyal destek vermek de tedavinin bir parçasıdır. Zor olan da bu iki davranış tarzını birlikte sorunsuz götürmek konusunda hasta yakınlarının eğitilmesidir. Şizofrenik hastası olan aile üyeleri şunlara özen göstermelidir:
• Şizofrenik yaşlıyla konuşurken basit cümleler kurulmalı, sakin olunmalı ve ses tonuna dikkat edilmelidir.
• Eleştirmektense anlayış gösterilmeli ve zorlanmamalıdır.
• Daha önce ilgi gösterdiği şeyleri hatırlatarak yapması teşvik edilebilir.
• Sorgulayıcı olmadan konuşulmalı ve çevresiyle iletişim kurması sağlanmalıdır.
• Kendi içine kapanıp çevreye karşı ilgisiz kalmasını önlemek gereklidir. Fakat sosyalleştirme aşama aşama yapılmalıdır. Örneğin aniden ve kendisine sormadan çok fazla misafir çağırılmamalı ya da zorla kalabalık ortamlara sokulmamalıdır.
• Düzenli uyuması sağlanmalıdır.
• Dengeli bir diyetle beslenmesi sağlanmalı, alkol ve kafeinli içeceklerden uzak tutulmalıdır.
• Mal ve mülk idaresi kesinlikle kendisine bırakılmamalıdır.
Yaşlının Çevresine Muhtaç Hâle Gelmesi
60–65 yaş üstü yaşlıların bazıları yavaş yavaş, bazıları daha hızlı bir şekilde başkalarının yardımına ihtiyaç duyar. Kimisi tümüyle başkalarına bağımlı hâle gelir:
• Yardımsız hareket edemez.
• Beden temizliğini kendi başına yapamaz.
• Tek başına yemeğini hazırlayamaz veya yemek yiyemez.
• Evinin idaresini tek başına gerçekleştiremez.
Gücü azalan, bağımsızlığını kaybeden yaşlının, ailesi içinde bakılması; çocuk, yaşlı, genç ve orta yaşlının bir arada sevgi, yardımlaşma ve huzur içinde yaşaması hem yaşlı hem de tüm toplum bireyleri için en sağlıklı olanıdır. Ancak bazen bu ideal durum gerçekleşememektedir. Yaşlının muhtaç hâle düşüp hırpalanmamasını sağlamak devlet politikasıdır. Yaşlısına bakan aileye ekonomik ve psikolojik destek vermek, uzman bakıcı sağlamak, yaşlılar yurdu, yaşlı bakımevi kurmak vb. yollarla devlet bu politikasını gerçekleştirmeye çalışır.
Yaşlılarla birlikte yaşayan kişilerin hoşgörülü, sabırlı, tatlı dilli ve saygılı olmaları gereklidir. Konuştuklarına dikkat eden, sözleri ile karşısındakini incitmeyen, kınamayan, azarlamayan kişiler yaşlılarla daha iyi iletişim kurabilirler.
Yaşlıya çocuk bakar gibi bakmak doğru değildir. Kendi kendine yetmesini sağlamak ve onu gözlem altında tutmak yaşlının ortak hayata katılması açısından daha kıymetlidir. Yaşlıların bilgelik yönlerinden faydalanılmalı, hayat tecrübelerinden istifade edilmelidir. Onların da gündelik sohbete katılmaları ve gündem konularından uzaklaşmamaları sağlanmalıdır. Gündelik yaşama katılan ve fikirlerine değer verilen yaşlı toplumsal yaşamda tatmin olur, kendisini terk edilmiş hissetmez. Yaşlının ruh sağlığı yerinde ise yaşamdan kaynaklan tüm sorunlar onunla yumuşak ve içten bir dille paylaşılmalı, birlikte çözüm aranmalıdır.
Yaşlının bakımından tek bir kişi sorumlu olmalı ancak tüm aile bu sorumluğu paylaşmalıdır. Ailedeki herkes yaşlının bakımına karışırsa yaşlıya düzgün bir bakım sağlanamaz. O yüzden sorumluluk bir kişide olmalı, diğerleri onunla irtibat hâlinde işlere yardımcı olmalıdır.
Bakıcı desteği alındığı durumlarda ise yaşlının bakımının aksamaması ya da bakıcının yaşlıyı ve aileyi istismar etmesinin engellenmesi için yaşlı ve bakan kişi mutlaka izlenmelidir. Bu gözlemi aile içinden biri yapabileceği gibi devlet veya yerel yönetimlerin görevlendirdiği sosyal hizmet uzmanları tüm mahallelerde aile sağlığı merkezlerine (ASM) bağlı olarak da yapabilir.
Yaşlılarda Uyku Bozukluğu
Sağlıklı bir yaşantı için uyku, yemek içmek kadar önemli bir ihtiyaçtır. Uyku sayesinde beden dinlenir, zihin yenilenir. Nabız, kalp atışları ve vücut ısısı azalır, organlar yenilenip kendini tamir eder. Çocuklar uyudukça büyür; gençler, orta yaşlılar ve yaşlılar uykuyla sağlıklarını korurlar. Uyku düzeninin bozulması yaşam kalitesinin ve bireyin sağlığının bozulmasına yol açar.
Her yaştan insanda uyku bozukluğu görülebilir. Yaşlılarda ise uyku bozukluğu sorununa rastlanma oranı daha yüksektir. Cinsiyete bağlı olmaksızın kendi evinde ailesi ile birlikte yaşayan 60–65 yaş üstü kişilerin %35–50’si uyku bozukluğu şikâyetinden yakınmaktadır. Bu oran bakım yurdu, huzurevi gibi yerlerde veya yalnız başına yaşayan yaşlılarda daha yüksektir.
Herkes için geçerli olan bir uyku süresi yoktur. Bu süre bünyeden bünyeye farklılık gösterebilir. Ancak normalde insanların büyük bir bölümü için ortalama uyku süresi 6–8 saattir. Yaşlanma ile birlikte hem toplam uyku süresinde hem de uyku kalitesinde değişiklikler olur.
Vücudun asıl ihtiyacı uzun süre uyumaktan ziyade derin ve dinlendirici bir uykudur.
Uyku bozukluğu sadece gece boyunca uykusuz kalmak değildir. Aynı zamanda uykunun kalitesinin bozulmasıdır. Yaşlıların uykuya dalması uzun zaman alır. Gece sık uyanırlar. Uyandıktan sonra tekrar uykuya dalmaları zaman alır.
Uyku bozukluğunun sebepleri şunlar olabilir: alkol ve sigara kullanmak, kahve veya demli çay içmek, kaygı, takıntı, yönetilemeyen stresli ortamlar, gerilim, bilgisayar başında geçirilen uzun saatler, üzücü duygu ve düşünceler, ışık, ses, uykudan hemen önce yapılan egzersizler, yatmaya yakın zamanda yemek yenmiş olması vb.
Uyunacak ortamda ışığın azaltılması, karanlığın sağlanması, dinginlik, huzur, her gün yaklaşık aynı saatte yatağa girmek, uykuya dalınacak ortamın sessiz olması melatonin salgısını arttırır, uyumayı kolaylaştırır.
Yaşlılarda genel uyku bozukluğu sebeplerine ilave olarak yaşlılıkla beraber yaşanmaya başlanan gece sık idrara kalkma, eklem ağrıları, kalp yetmezliği, depresyon, alzheimer hastalığı, kullanılan bazı ilaçlar ve hareketsiz yaşam de uykuyu olumsuz etkiler.
Uyku Hormonu
Beynin içindeki bir salgı bezinden salgılanan ve melatonin adı verilen bir hormon uykuyu yönetir, düzenler, vücudun biyolojik saatini ayarlar. Bu hormon karanlıkta salınmaya başlar, ışıkla salınması azalır. Özellikle ani ve parlak ışık melatonin seviyesini azaltır. Yapılan araştırmalarda melatoninin uzun kış gecelerinde daha fazla, kısa yaz gecelerinde ise daha az salgılandığı bulunmuştur. Uyunan odada ışığın açık olması ya da televizyon gibi bir ışık kaynağının var olması durumunda melatonin salgılanması azalmakta ve uyku bozuklukları başlamaktadır. Kişi iyi uyuduğunu zannetse bile kaliteli ve vücudun ihtiyaçları için yeterli bir uyku uyuyamamaktadır. Zaman içinde, uykusu geldiği hâlde uyku saatini kaçıran bireylerde de melatonin hormonunun seviyesi düşmektedir. Bu durum devam ederse uykuya dalmada zorlanma, uyku bozuklukları, uyku süresinin kısalması, derin, dinlendirici ve kaliteli uyku kaybı oluşmaktadır. Sabah kalkınca kişinin kendini yorgun ve dinlenmemiş hissetmesinin sebeplerinden biri de budur.
Yaşlıya kaliteli bir uyku için şunlar önerilebilir:
• Uykudan kısa bir süre önce ağır yemeklerden kaçınılmalıdır.
• Kahve ve kafeinli içecekler çok tüketilmemelidir.
• Gün içinde olabildiğince hareket edilmeli, durağan bir yaşamdan kaçınılmalıdır.
• Uyku hapı kullanmaya alışılmamalıdır.
• Gece çok geç olmadan yatılmalıdır.
• Sabah erken kalkılmalıdır.
• Uyandıktan sonra tekrar uyumaya çalışılmamalıdır.
Günlük aktivitesi azalan yaşlılar, üstelik ev ortamında yaşıyorlarsa gün içinde birçok kez uyuklayabilirler. Bu kısa uykular, gece uykularında azalmaya neden olur. Önemli olan yaşlının gün içinde toplam uyku ihtiyacı kadar bir süre uyumuş olmasıdır.
Yaşlıların daha önceki yaşadığı yıllarda sürdürdüğü hayatın kalitesi, psikiyatrik problemleri ve ağrıları uyku kalitesi üzerinde oldukça etkilidir.
Kaynak: Ayşegül YILDIRIM KAPTANOĞLU – Yaşlı Sağlığı
